ALİ ŞERİATİ

New Page 1

Kull. Adı    

:

Şifre 

:
   

Yeni Üye - Şifremi Unuttum

Bu bölümde haber tanımlanmamış...

Bütün haberler>>

"AŞK GELİCEK, CÜMLE DERTLER BİTECEK" Mİ?

Seçenekler
EVET
HAYIR

Sonuçları Göster
 

Bugün : 2
Toplam : 43073
En Fazla : 146
Ortalama : 29
Üye Sayısı : 200
Bugün Üye Olan : 0

Tasarım. Renk DİZAYN

Editör
SEYİR DEFTERİ 8/ Yaşar Bedri ÖZDEMİR


S E Y İ R D E F T E R İ : 8


Nedendir bilinmez, (herkes biliyor da, bilmiyor) ideolojilerin kullanım alanı hep tartışılır bizde. Elkitapçıklarının 'duruma göre' siyasallaştırılıp evirilmesi, rejimlere karşı güvensizliği de eviriyor. Demokrasiye ve adalete inanmadan cumhuriyet rejimi nasıl inşa edilir? Cumhurun iradesi sözde öncelenip; "Hitler'i de halk seçmişti" gibi korkunç, ilkel bir denklem nasıl kurulur? 70'li yılları bizatihi yaşamış cumhur olarak oynanmak istenen bu vahşi batı oyunları düşünen, akleden herkesi ürkütmesi lazım. Halkı manipüle ederek karşı karşıya getirme senaryoları, provokasyonlarla çabucak oluşturulan; hazımsızlık, hoşgörü zafiyeti, polemikler hangi yönetmene getirim sağlayacaktır, bunu düşünelim önce.
Silâhların gölgesinde ihya olunacak demokrasiyi pazar panayırı komedisiyle alkışlayanların yarınki pişmanlığı da kuru bir kalabalığın hayal kırıklığı olabilir. Demokrasi herkes içindir.
Büyük patronun ve taşeronlarının kan ticareti ve post darbelerle sürdürdüğü 3.dünya savaşları dizisi; hem siyasi ve ekonomik arenada, hem de kanlı savaşlar bağlamında adı konul(a)mayan yıkıma taşıyor dünyayı.
İktidarlar (elbette siyasi muhalefetler de) kontrol altına alınırken, fakirleş(tiril)en ve savaş(tırıl)an öteki dünya insanı, güzellik uykusunda mahsur kalmaya, gönüllü esrimeye itiraz etmiyor.
Usta ve düzenbaz bir yönetmen karşısındayız. Dişlerini altınla kaplatan, güvercin ve gül motifini de yanına yerleştiren kırmızı başlıklı bu teknocanavar, dersine çok iyi çalıştığını biliyoruz.
Ülkemizin geleceğini bekleyen tehlikeler konuşulmazken; aydınıyla, delisiyle, velisiyle sürekli taktik ve yapay gündemlerle geyik yap(tırıl)ıyoruz.
Dünya; açlığa, susuzluğa, kıyamete giderken, ortaçağda miadını dolduran birkaç argümanla yatıp/ kalkıyoruz.
İnsan, bu kurgusu değişmeyen sadece coğrafyası değişen komplo(lar)dan paydasına düşen tecrübeyi edinmemekte bu kadar ısrarcı olmasının mantığı neyle izah edilebilir ki?
Şimdi; incik boncuk, patlayan borular ve ateş suyu'nun yerine ikonlaş(tırıl)an teknodünyanın kanserli atıkları dünya nimet(ler)i ambalajında vitrine koyuldu.
Dünya savaşları, açlık, su ve petrol kavgaları, bozulan eko dengenin hazırladığı hızlı sona müdahil olan şair, şiiriyle katılıyor. Kırılmalar, geri çekilmeler ve kaçış egzotizminin hâkim olduğu paradoksal bellek, aidiyeti travma olarak görmeye başlıyor. İki büyük dünya savaşı ve sonrasında birleşik güçlerin Asya talanı sonun başlangıcıydı. 'Artık ciddi şeyler söylemenin çok fazla anlamı ve gereği yoktu.' Bu karamsarlık şiirde inşayı, sözü, aidiyeti sorgulattı.
Bizdeki darbeler ve Rusya'nın çözülmesi 'ideolojilerin ve diyalektiğin hızını da kesti. Sanal da olsa, var kabul edilen dengeler bozuldu, 'yırtıcı küreselleşme' devasa mağazalar kurdu(rdu).


BU YIRTICI KÜRESELLEŞMEDEN SANATA YANSIYAN NE


İdeolojik duruşun neliğini anlama sorunsalımız sürüyor. Sıkça tekrarlanan darbe ve postmodern darbeler, doğu duvarlarının yıkılması, denge niteliğindeki Rusya'nın çözülmesi; diyalektiğin ve ideolojilerin pratikte karşılığını bulamayan sonu muydu?
İmdi, doktrinleri sonralayıp geri çekilen şairin; daha bireyci ve daha öznel olması iktidarların muradına ermesi mi demekti?
Modern insan ikonlarını reddederken, ikonlarsız olamama sorunsalı modern bilinicin de paradoksuydu. Tedirgin olan ve parçalanan bellek kendine 'geri çekilme mekânları' oluştururken, önü alınamayan kirlenmenin dayattığı çok katmanlı insanlık dramını kurguluyordu. Sanayileşmenin kaçınılmaz faturası hep orada bir yerde bekletildi. Göğün delinmesi, iklimin kuraklaşması ve ekili alanların eksilmesi, buzdağlarının erimesi, artık senaryo değil doğanın intikamıydı, insanın cehennemi, insanın kıyametiydi!..
Sözün yeterince söylendiğini, muhatap bulamayan belagatin fazlaca lüks olduğunu söyleyen pesimist /protest zihin, kodladığı formlarla şiir ötesinin ipuçlarını ararken, kodlanan hayatın travmaya dönüştürdüğü bu görsel bilinç telâşını, 'insan'dan vazgeçme pratiğine ihale ediyor. Aslının aynı, suretinin benzeri olmaktan öteye gitmeyen bu tıkanmışlıkla gelen saldırganlık, kapana kısılma çabalarından öteye gitmeyecektir. Çünkü inşa edilecek şiirin; geleneğini, sürecini, estetik kuramlarını iyi tanımlayıp modern platformda yeni şeyler söyleyerek nasıl yapılandırılacağını bilmek gerek.


Sıkıştırılan kötü enerji insanı dibe çekerken; şair de bu yabancılaşma/ kırılma ayinlerinden nasibini alıyor. Kimse kimseyi sevmiyor, kimse kimseye katlanamıyor, en küçük söz düellosu, yazınsal etiğin sınırlarını zorlayan kırıcı, patavatsız bir terminolojiye, polemikler zincirine dönüşüyor. "Eleştiri" kurumunun olmadığı bir yerde hiç şüphesiz başıboşluk da kaçınılmazdır.
Sanatçı, dolayısıyla şair, çok parçalı ve ayrıştırdığı dili ile yerkürede ne olup bittiğine anlam verme rehavetini sorgulamaya başladı. Kendini zulmün figüranı olarak dışardan seyretmekle yetiniyor gibi görünse de bu rehavet dolu dönemin doğum öncesi sancısı olduğuna da inanıyorum. Şairin; zorlama kuşak arayışları, geleneğini tanıma, poetikasını tanımlama anlamında oluşturduğu yeni bilinç bu inancımı güçlendiriyor.
Böylesine kalabalık 'şair ordusu' olan bir ülkede, ters orantılı olarak şiiri her gün daha çok okunmaz kılan etmenler bulanıklığın öbür yüzü olsa gerek. Kimse kimseyi okumuyor!.. Bu dağınıklığın müsebbibi hiç şüphesiz kavramların pratikteki karşılığının çok fazla iç içe girmesinden kaynaklanıyor. Eleştirisizleştirildik! Eleştiri(lme)ye kimsenin tahammülü olmaması özgüvensizliğin de yansıması olsa gerek. Şayet övmeyeceksen hakkımda konuşma diyor. Wittgenstein'dan bir atıfla; 'başkalarının oynamaması gereken derinlikler' i konuşmanın zamanı geldi sanırım.


Mor Taka/ 8